İnsan Büyüdükçe Neden Daha Az Şey İster?

Gençken ne çok şey ister insan…
Daha fazla başarı, daha güzel bir ev, daha çok seyahat, daha fazla insan, daha fazla deneyim… Sanki hayat, sahip olduklarımızın ve yetişebildiklerimizin toplamıdır.
Sonra yıllar geçer.
Bir gün fark ederiz ki eskiden bizi heyecanlandıran pek çok şey artık aynı anlamı taşımıyor. Kalabalık sofralardan çok samimi sohbetleri, gösterişli planlardan çok kendimize ait sakin bir günü özlüyoruz.
Peki, insan büyüdükçe gerçekten daha az şey mi ister?
Yoksa ne istediğini daha iyi mi öğrenir?
Kendi hayatıma dönüp baktığımda bu değişimi çok daha net görebiliyorum.
Bir zamanlar iş çıkışında arkadaşlarla gürültülü bir mekâna gitmek, saatlerce eğlenmek ve ertesi sabah hiçbir şey olmamış gibi işe yetişmek benim için son derece doğaldı. Hatta bunu her gün yapabilirdim. Kalabalıklar, hareket, müzik, bitmeyen sohbetler… Hepsinin ayrı bir heyecanı vardı.
Bugünse tercihlerim değişti.
Artık daha çok sessizlik arıyorum. Klasik müziğin dinginliğini, sakin bir akşamın huzurunu, kendimle baş başa kalabildiğim anları seviyorum.
Belki de yaşadığımız şehir zaten yeterince gürültülü. Trafiğiyle, kalabalığıyla, hiç bitmeyen telaşıyla hem bedenimizi hem zihnimizi yoruyor.
Ben de artık sırf bir şeyler yapmış olmak için kendimi yormak istemiyorum.
Bu, eskisi kadar eğlenmediğim ya da hayattan daha az keyif aldığım anlamına gelmiyor. Sadece keyif aldığım şeylerin değiştiğini gösteriyor.
Bir de kitaplar var…
Eskiden de okumayı severdim elbette. Ama bugün kitapların sayfaları arasında saklı o gizli cennetin çok daha fazla farkındayım.
Bir kitabı açtığımda yalnızca başka bir hikâyeye değil, bazen kendimden bile uzaklaşabildiğim, bazen de kendime yeniden kavuştuğum bir dünyaya giriyorum.
Dışarıdaki hayat ne kadar karmaşık olursa olsun, birkaç sayfanın arasında kendime ait bir huzur alanı bulabiliyorum.
Belki de yaş almak biraz böyle bir şey.
Hayatın gürültüsüyle kendi sesimizi birbirinden ayırabilmek…
Eskiden herkese yetişmek isterken artık bazı davetlere hayır diyebilmek. Her tartışmada kendimizi anlatmaya çalışırken bazen susmayı seçmek. Herkes tarafından sevilmek gibi imkânsız bir hedefin peşinden koşmak yerine, olduğumuz hâlimizle kabul edildiğimiz ilişkilerin kıymetini bilmek.
Ama burada ince bir ayrım var.
Daha az şey istemek, hayattan vazgeçmek değildir.
İnsanın merakı, öğrenme arzusu, yeni yerler görme heyecanı, hayal kurma cesareti yaş aldıkça kaybolmak zorunda değil.
Hatta belki tam tersine…
Artık başkalarının beklentilerine daha az yer ayırdığımız için kendi hayallerimize daha çok yaklaşabiliriz.
Büyümek, hayallerimizi küçültmek değil; bize ait olmayan hayalleri geride bırakabilmektir.
Bir zamanlar önemli sandığımız şeylerin aslında o kadar da önemli olmadığını anlamak biraz hüzünlü olabilir. Ama aynı zamanda büyük bir özgürlüktür.
Çünkü hayatın her döneminde daha fazlasına sahip olmak zorunda değiliz.
Bazen daha az telaş, daha az gürültü, daha az beklenti; ama daha çok anlam, daha çok huzur ve daha çok kendimiz olmak yeterlidir.
Belki de insan büyüdükçe daha az şey istemez.
Sadece daha az şeyle yetinmeyi değil, gerçekten neyin kendisine iyi geldiğini öğrenir.
Ve bence bu, yaş almanın en güzel armağanlarından biridir.
İşimiz İnsan | Hayata ve İnsana Dair




Yorumlar