
İnsan Neden Kendine Bu Kadar Acımasız Davranır?

Bir arkadaşınız önemli bir sınavdan düşük not aldığında ona ne söylersiniz? Muhtemelen “Olur böyle şeyler, bir dahaki sefere daha iyi hazırlanırsın.” dersiniz. Belki moralini düzeltmeye çalışır, yaşadığı hayal kırıklığını hafifletmek istersiniz.
Peki aynı durum sizin başınıza geldiğinde kendinize ne söylersiniz? “Nasıl böyle bir hata yaptım?” “Ben neden hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorum?” “Daha iyisini yapmalıydım.”
İlginç değil mi? Başkalarına gösterdiğimiz anlayışı çoğu zaman kendimizden esirgiyoruz. Bir başkasının hatasını insan olmanın doğal bir parçası olarak görürken kendi hatalarımızı yetersizliğimizin kanıtına dönüştürebiliyoruz. Üstelik bunu bazen o kadar sık yapıyoruz ki kendimize karşı kullandığımız sert dilin farkına bile varmıyoruz.
Kendimizi Sevmeyi Ne Zaman Öğreniyoruz?
Çocukluğumuzdan itibaren pek çok şey öğreniyoruz. Büyüklerimizi sevmeyi, küçüklerimizi korumayı, insanlara saygılı davranmayı, kimseyi kırmamayı… Bütün bunlar elbette çok değerli. Ama bu öğretilerin arasında bazen eksik kalan bir şey var: Kendimize de aynı sevgiyi ve saygıyı göstermemiz gerektiği.
Çünkü çoğumuz başkalarını anlamayı öğrenirken kendimizi anlamanın önemini yeterince keşfedemiyoruz. Üstelik çocukluk yıllarında aldığımız mesajlar, kendimize nasıl davranacağımızı da şekillendirebiliyor. Başarılı olduğumuzda takdir edilmek, hata yaptığımızda sert biçimde eleştirilmek ya da sürekli daha iyisini yapmamızın beklenmesi, zamanla içimizde güçlü bir denetleyici ses oluşturabiliyor. Yıllar geçiyor, bizi eleştiren insanlar değişiyor ama o ses bizimle kalıyor. Ve bazen en acımasız eleştirmenimiz kendimiz oluyoruz.
Başkasının Hatasını Anlarken Kendi Hatamızı Neden Affedemiyoruz?
Bir arkadaşımız hata yaptığında onun içinde bulunduğu koşulları düşünürüz. Belki çok yorulmuştur. Belki yeterince zamanı olmamıştır. Belki de o an elinden gelenin en iyisini yapmıştır. Kendimiz hata yaptığımızda ise çoğu zaman bu ayrıntıları unutuyoruz. Sonuca odaklanıyor ve kendimizi yargılıyoruz.
Bir başkasına “Herkes hata yapabilir.” derken kendimize “Ben bunu nasıl yaparım?” diye soruyoruz. Bunun bir nedeni de sorumluluk duygumuz olabilir. Başkasının hatasının sonuçlarını her zaman biz yaşamayız. Oysa kendi hatamızın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda olduğumuzu biliriz.
Belki de bu yüzden kendimize sert davranmayı bir çeşit önlem olarak görürüz. Sanki kendimizi yeterince eleştirirsek aynı hatayı bir daha yapmayacağız. Sanki üzülmezsek hatamızı ciddiye almamış olacağız. Oysa bir hatadan ders çıkarmakla o hata nedeniyle kendimizi cezalandırmak aynı şey değildir.
Neden Bazı Hatalarımızı Günlerce Aklımızdan Çıkaramayız?
Hiç gece yatağınıza uzandığınızda günler önce yaşadığınız bir olayı yeniden düşündüğünüz oldu mu? “Keşke öyle söylemeseydim.” “Keşke o kararı vermeseydim.” “Neden daha dikkatli davranmadım?”
Olay çoktan bitmiştir ama zihnimizde devam eder. Bazen aynı konuşmayı defalarca yapar, aynı sahneyi tekrar tekrar yaşarız. Çözüm üretmekten çok, geçmişte değiştiremeyeceğimiz bir anın içinde dolaşırız. Çünkü o hatanın bir bedeli olması gerektiğine inanıyor olabiliriz.
Ancak kendimizi sürekli suçlamak geçmişi değiştirmez. Çoğu zaman yalnızca bugünkü huzurumuzu da elimizden alır. Belki de burada kendimize sormamız gereken soru şudur: “Bu olayı tekrar tekrar düşünmek bana ne öğretiyor, yoksa yalnızca kendimi mi yoruyorum?”
Başarılarımızı Küçültürken Hatalarımızı Neden Büyütüyoruz?
Bir başarı elde ettiğimizde bazen şöyle deriz: “Şansım yaver gitti.” “Herkes yapabilirdi.” “Zaten yapmam gereken buydu.” Ama küçük bir başarısızlık yaşadığımızda aynı hoşgörüyü göstermeyiz. “İşte yine başaramadım.” “Ben zaten böyleyim.” “Demek ki yeterince iyi değilim.”
Oysa başarılarımızı dış koşullara, başarısızlıklarımızı ise kendi yetersizliğimize bağlamak her zaman gerçeği yansıtmaz. Bir başka alışkanlığımız da hedeflerimize ulaştıkça çıtayı yükseltmektir. Dün büyük bir başarı olarak gördüğümüz şey bugün sıradanlaşır. Bir hedefi tamamlamanın sevincini yaşamadan kendimize yeni bir hedef belirleriz.
Böylece başardıklarımızın değil, henüz başaramadıklarımızın hesabını tutmaya başlarız. Üstelik bazen aldığımız onlarca olumlu geri bildirimden çok, tek bir eleştiriye odaklanırız. Belki de kendimize karşı acımasızlığımızın önemli nedenlerinden biri budur: Eksiklerimizi fark etmekte çok başarılıyız ama güçlü yanlarımızı görme konusunda aynı özeni göstermiyoruz.
İçimizdeki Ses Gerçekten Her Zaman Doğruyu mu Söyler?
Zihnimiz tehlikeleri fark etmeye, olası sorunları öngörmeye ve bizi korumaya çalışır. Bu nedenle olumsuz deneyimler bazen olumlu deneyimlerden daha fazla dikkatimizi çekebilir. Ancak bizi korumaya çalışan bu mekanizma, zaman zaman kendimize karşı gereğinden fazla sert davranmamıza da yol açabilir.
İç sesimizin bir özelliği daha vardır: Bizi çok iyi tanır. Geçmişteki hatalarımızı, korkularımızı, hayal kırıklıklarımızı bilir. Bu yüzden söylediği cümleler bazen oldukça ikna edici gelir. “Sen zaten bunu beceremezsin.” “Yine aynı hatayı yapacaksın.” “Daha iyi olmalıydın.”
Bu düşünceleri o kadar sık tekrarlarız ki zamanla onları tartışılmaz gerçekler gibi kabul edebiliriz. Oysa içimizden geçen her düşünce doğru değildir. Bazen yalnızca yıllardır tekrar ettiğimiz bir alışkanlıktır.
Bir de kendimize öğrettiğimiz bazı yanlış doğrular vardır: “Sert olmazsam gevşerim.” “Kendime anlayış gösterirsem bahane üretmiş olurum.” “Güçlü insan kendine acımaz.”
Peki gerçekten öyle mi? Kendimize anlayış göstermek, sorumluluklarımızdan vazgeçmek anlamına mı gelir? Bence tam tersine, kendimize karşı daha adil olmak gelişimimizin de önemli bir parçasıdır.
Peki Kendimize Daha Adil Davranmayı Nasıl Öğrenebiliriz?
Bunun için hayatımızı bir anda değiştirmemiz gerekmiyor. Küçük ama bilinçli adımlarla başlayabiliriz.
1. İç sesimizi fark edelim. Gün içinde kendimize söylediğimiz cümlelere dikkat edelim. Özellikle hata yaptığımızda zihnimizden neler geçtiğini gözlemleyelim. Bu cümleler gerçekten yaşanan durumu mu anlatıyor, yoksa bizi yargılıyor mu?
2. Bir arkadaşımıza göstereceğimiz anlayışı kendimize de gösterelim. Aynı durumda sevdiğimiz bir arkadaşımız olsaydı ona ne söylerdik? Belki de kendimize söylememiz gereken cümle tam olarak budur.
3. Kişiliğimizi değil, davranışımızı değerlendirelim. “Ben beceriksizim.” demek yerine “Bu sunumda iki hata yaptım.” diyebiliriz. İlk cümle bizi tanımlar ve sınırlar. İkinci cümle ise üzerinde çalışabileceğimiz somut bir durumu gösterir.
4. Kendimizi suçlamak yerine çözüm arayalım. “Neden yine hata yaptım?” sorusunu sürekli tekrarlamak yerine “Bir dahaki sefere neyi farklı yapabilirim?” diye sorabiliriz. Çünkü gelişim, yalnızca yanlışlarımızı görmekle değil, onlardan öğrendiklerimizi hayata geçirmekle mümkündür.
Son Söz
Hayat boyunca pek çok insanla ilişki kuruyoruz. Bazıları hayatımıza kısa süreliğine giriyor, bazıları uzun yıllar bizimle kalıyor. Ama hayatımız boyunca ayrılmadığımız tek bir insan var: Kendimiz.
Peki en uzun ilişkimizi kurduğumuz bu insana nasıl davranıyoruz? Onu sürekli eleştiriyor, başarılarını küçümsüyor, hatalarını yüzüne vuruyor olabilir miyiz? Başkalarından beklediğimiz anlayışı ona göstermeyi unutuyor muyuz?
Kendimize karşı daha şefkatli olmak, hedeflerimizden ya da sorumluluklarımızdan vazgeçmek değildir. Aynı hedeflere korkuyla değil, güvenle yürümeyi öğrenmektir.
Belki de bugün kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Neden kendime bu kadar acımasız davranıyorum?” değildir. “Başkalarına gösterdiğim anlayışı kendime göstermeme ne engel oluyor?”
Çünkü insanın kendisiyle kurduğu ilişki de emek ister. Ve belki de bu ilişkiyi iyileştirmenin ilk adımı, içimizdeki eleştirmeni biraz susturup kendimizi gerçekten dinlemektir.
Tuba Atalay Kocabıyık İşimiz İnsan




Yorumlar