top of page

Tek Bir Şey Olmak Zorunda Değilsin

Yazarın fotoğrafı: Tuba Atalay Kocabıyık
Tuba Atalay Kocabıyık
2 gün önce
2 dakikada okunur

Çocukken hepimiz büyüklerimizden aynı soruyu duyduk: “Büyüyünce ne olacaksın?”

Soru tekildi, cevap da öyle olmalıydı: doktor, mühendis, öğretmen… Kimse bize “Başka neler olmak istersin?” diye sormadı. Belki de bu yüzden, büyüdüğümüzde kendimizi tek bir meslekle, tek bir unvanla, tek bir kimlikle tanımlamamız gerektiğini fark etmeden öğrendik.

Zamanla bu düşünce görünmez bir kurala dönüştü: Doktorsan sanatçı olamazsın. Mühendissen yazar olamazsın. Kırkından sonra yeniden acemi olamazsın.

Kimse bu cümleleri açıkça söylemese de bazen kararlarımızı onların gölgesinde veririz.

Oysa bu, değişmez bir gerçek değil; kuşaktan kuşağa aktarılan bir alışkanlık. Toplum bizi kolayca tanımlamak için etiketler kullanır. Biz de bir süre sonra o etiketlerin kendimiz olduğuna inanabiliriz.

Tarih, bu kalıplara sığmayan insanlarla dolu. Alexander Borodin hem kimyager hem besteciydi. Anton Çehov hekimlik yaparken dünya edebiyatının unutulmaz öykülerini yazdı. Çehov’un tıp ve edebiyat arasındaki ilişkiyi bir evlilik benzetmesiyle anlattığı bilinir. Onun hayatında bu iki uğraş birbirini dışlamadı; farklı yönlerini yaşatmasına alan açtı.

Peki neden tek bir kimliğe tutunuyoruz?

Bazen birden fazla alana ilgi duyarsak odağımızı ve başarımızı kaybedeceğimizi düşünüyoruz. Bazen “Ben buyum” demenin verdiği güveni seviyoruz. Bazen de yeniden öğrenen kişi olmaktan, hata yapmaktan veya “Bu yaştan sonra mı?” sorusunu duymaktan çekiniyoruz.

Oysa acemilik bir zayıflık değil; merakın en dürüst hâli.

Üstelik yıllar içinde kazandığımız deneyimler, yeni bir alanda bize eşlik edebilir. Bir hekimin gözlem gücü yazdıklarına, bir mühendisin sistemli düşünme becerisi müziğine katkı sağlayabilir. Farklı uğraşlar her zaman birbirinden zaman çalmaz; bazen birbirini besler.

Elbette her ilgi alanını aynı anda ve aynı yoğunlukta sürdürmek mümkün olmayabilir. Zamanımızın, enerjimizin ve sorumluluklarımızın sınırları var. Ama bu sınırlar, başka bir yönümüzü keşfetme hakkımız olmadığı anlamına gelmez.

Peki nereden başlayabiliriz?

Önce kendimize şu soruyu sorarak: “Bugün yaptığım işin ve taşıdığım unvanların dışında, içimde merak ettiğim başka ne var?”

Sonra küçük bir alan açarak. Bir kursa katılmak, uzun zamandır ertelenen bir defteri açmak, bir enstrümana dokunmak ya da hiç bilmediğimiz bir konuda ilk adımı atmak… Yeni bir kimlik bazen büyük bir kararla değil, küçük bir denemeyle filizlenir.

İlk denemede iyi olmamak da yolun doğal bir parçasıdır. Yıllardır ustalaştığımız bir alanın yanında yeniden başlangıç seviyesine dönmek, değerimizden hiçbir şey eksiltmez.

Belki kullandığımız cümleleri bile değiştirebiliriz. “Ben sadece doktorum” demek yerine “Doktorluk yapıyorum ve resim öğreniyorum” diyebiliriz. Çünkü yaptığımız iş, kim olduğumuzun tamamı değildir.

Dahası, keşfettiğimiz her yönün bir kariyere, kazanca ya da başarı hikâyesine dönüşmesi gerekmez. Bazı uğraşlar yalnızca bizi mutlu etmek, merakımızı canlı tutmak ve hayatımıza yeni bir pencere açmak için vardır.

Son söz

İnsan bir mesleğin, bir yaşın ya da bir geçmişin toplamından fazlasıdır. İçinde hâlâ keşfedilmemiş odalar vardır. Ve belki de o kapıların çoğu kilitli değildir; yalnızca henüz açmayı denememişizdir.

Peki sen, kendine hangi kapıyı açmak isterdin?

 
 
 

Yorumlar


Mail listemize katılın

Abone olduğunuz için teşekkür ederiz!

©2026 Tuba Atalay Kocabıyık · İşimiz İnsan

  • LinkedIn
bottom of page