İnsan Ne Zaman Yaşlanır?

Emekli olduğunda mı?
Biyolojik yaşı ilerlediğinde mi?
Yoksa geleceğe dair kuracağı hayallerin tükendiğini düşündüğünde mi?
Bilimsel açıdan bakıldığında yaşlanma, yaşam boyunca devam eden biyolojik bir süreçtir. Zamanla hücrelerin kendilerini yenileme kapasitesi değişir, cilt esnekliğini kaybeder, kas gücü azalabilir ve bedenimiz yılların izlerini taşımaya başlar.
Ancak yaş almak yalnızca bedensel değişimlerden ibaret değildir. İnsanın hayata bakışı, beklentileri, hayalleri ve yaşamla kurduğu ilişki de yıllar içinde değişir.
Aslında burada fark edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır: Yaş almak ve kendini yaşlı hissetmek aynı şey değildir.
Biyolojik yaşlanma yaşamın doğal bir parçasıdır. Ancak insanın merakını, heyecanını ve hayata katılma isteğini yalnızca takvim yaşı belirlemez.
İleri yaşlarda olmasına rağmen öğrenmeye devam eden, yeni hayaller kuran, hayatı keşfetmekten vazgeçmeyen insanlar olduğu gibi, çok daha genç yaşlarda yaşamla bağını zayıflamış hisseden insanlar da vardır.
Peki, insanı hayata bağlayan şey nedir?
Başarıları mı? Hayalleri mi? Ürettikleri mi? Yoksa henüz yaşamadığı güzel günlere dair taşıdığı umut mu?
Belki de bunların hepsi.
Yaş aldıkça insanın hayalleri de değişir. Gençlik yıllarında ulaşmak için büyük çaba harcadığımız hedefler, zamanla bizim için eski anlamını yitirebilir. Bir zamanlar başarı olarak gördüğümüz şeyler, yıllar sonra yerini bambaşka beklentilere bırakabilir.
Peki, bu değişim hayallerimizden vazgeçtiğimiz anlamına mı gelir?
Belki de tam tersidir.
Belki de insan, yaş aldıkça kendisinin yeni bir versiyonunu keşfetmeye başlar.
Yılların kazandırdığı deneyimler, yaşanan başarılar, hayal kırıklıkları ve öğrenilenler, insanın kendisine ve hayata bakışını değiştirir.
Artık ne istemediğini daha iyi bilen insan, ne istediğini keşfetmek için de yeni bir yolculuğa çıkabilir.
Bazen bu yolculuk yeni bir kariyerin başlangıcıdır. Bazen yıllardır ertelenen bir hayalin peşinden gitmek, bazen yeni bir şey öğrenmek, bazen de alışılmış hayatın içinde kendine farklı bir alan açmaktır.
Çünkü insanın kendisine yeni bir başlangıç yapabilmesi için geçmişini geride bırakması gerekmez. Aksine, yılların biriktirdiği deneyimler yeni başlangıçların en güçlü dayanağı olabilir.
Ancak hayatla bağımızı canlı tutmak için her zaman büyük hedeflere, önemli başarılara ya da köklü değişimlere ihtiyacımız yoktur.
Bazen yeni bir şey öğrenmek, bazen sevdiğimiz insanlarla vakit geçirmek, bazen uzun zamandır ertelediğimiz küçük bir isteğimizi gerçekleştirmek, bazen de hiçbir yere yetişme telaşı olmadan yaşadığımız anın tadını çıkarmak yeterlidir.
Çünkü hayatı dolu dolu yaşamak, her anını doldurmak demek değildir.
Sürekli çalışmak, üretmek, başarmak ve bir sonraki hedefe koşmak da yaşamın tek ölçüsü olamaz. İnsan bazen durarak, dinlenerek, kendisine zaman ayırarak da hayatla bağını güçlendirebilir.
Belki de yaş aldıkça öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri budur: Hayatın değerini yalnızca yaptıklarımızla değil, yaşadıklarımızla da ölçebilmek.
Çoğu insan yaş aldıkça yaşlandığını düşünür. Oysa geride bıraktığımız yılların sayısı kadar, o yıllarla nasıl bir ilişki kurduğumuz da önemlidir.
Yaşadıkça, sevdikçe, öğrendikçe, merak ettikçe, hayal kurdukça hayatın içinde kalmaya devam ederiz.
Ve belki de insanın kendisine sorabileceği en anlamlı soru şudur:
“Kaç yaşındayım?” değil, “Hayatımın bu döneminde beni hâlâ neler heyecanlandırıyor?”
Çünkü yaş almanın en güzel hali, geride kalan yıllara bakıp yalnızca ne kadar zaman geçtiğini düşünmek değil, bugün de hayatın içinde olduğumuzu hissedebilmektir.
Yaş almanın en güzel hali, gerçekten de “Dolu dolu yaş alıyorum.” diyebilmektir.




Yorumlar