top of page

İnsanın En Büyük Düşmanı: Egolar


-Öğrenci ustasına sorar:

-“Ego nedir?”

-Usta yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp:

-“Bu ne aptalca bir soru. Bunu sadece bir aptal sorabilir. “der.

-Öğrenci allak bullak olur, öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir.

-Usta gülümser ve şöyle der:

-“İşte ego budur!”


Ego öz benlik demektir. Egoist kişi de, kendisini sürekli öven ve övülmeyi bekleyen, kendini beğenmiş, öfkeli, kibirli, en doğruyu kendisinin bildiğini düşünen ve kendisini başkasından üstün gören insanlardır. Cümlelerine hep “ben” diye başlarlar ve kendilerinin benzersiz olduğuna inanırlar. Mevki ve makamlarıyla övünürler ve onları başkalarına karşı kullanırlar.


Hepimiz hayatımızın her evresinde böyle kişilerle karşı karşıya kalırız. Özellikle iş hayatında, egosu oldukça yüksek kişileri görmek mümkündür. “Sen benim kim olduğumu biliyor musun?”” Ben ne dersem o olacak?” “Müdürüm ben. Benimle konuşurken haddini bileceksin?” “Sen beni diğerleriyle bir tutamazsın.” “Müdür unvanının altındaki kişiler ile görüşmem” gibi cümleler size de tanıdık geldi mi?


Ne yazık ki bu cümleler gerçeklikle bağdaşmayan tamamen ego cümleleridir. İnsanı insan yapan, sahip olduğu unvanlar değil, o unvanları kullanım şeklidir. Elbette ki gerek iş hayatında, gerek aile hayatında, gerekse de sosyal hayatta kişiler arası yaş, unvan, kıdem, ebeveynlik durumu vs. gibi farklılıklar olacaktır. Ancak bu farklılıkların ilişkilerdeki sınırları yönetmek, saygıyı korumak adına kullanılması önemlidir. Bir memurun müdürü ile görüşmesinin engellenmesi egodur. Ancak gelmeden önce randevu alınmasının istenmesi, memurun odaya girerken kapıyı çalması, saygılı bir üslupla konuşması iş ahlakı ve görgü kuralıdır.


Hiçbir insan egoist doğmaz. Bir çocuk doğduğunda tamamen saf bir durumdadır. Ya da büyüklerimizin söylediği gibi işlenmemiş hamurdur. O hamur, aile tarafından yoğrularak şeklini alır. Ailenin o hamuru yoğururken gösterdiği özen, çocuğun karakterinin belirlenmesi için çok önemlidir.


Çocuk doğduğu andan itibaren belki de yaşamı boyunca, ailesi, akrabaları, çevresi tarafından sürekli bir etikete maruz bırakılmaktadır. “Benim oğlum herkesten zekidir”, “Kızım dünya güzelidir”, “Senden iyi bir doktor olur”, “Ağzın çok laf yapıyor; sen iyi bir avukat olursun”, “Sen çok güçlüsün; her zorluğun üstesinden gelirsin” vs. Bazen de bu etiketler tam tersi yani negatif cümlelerle de olabilir. “Sen aptalsın, senden hiçbir şey olmaz”, “Hiçbir şeyi beceremiyorsun, gelecekte de sürünür durursun” vs.


Cümleler pozitif ya da negatif hangisi olursa olsun çocuk etiketlendiği cümlelerin kimliğine bürünür. Örneğin ebeveynlerden biri çocuğuna sürekli aptal derse, çocuk bir süre sonra o kimliğe bürünür. Ya da aynı ebeveyn sürekli çocuğunun üstün zeka olduğunu ısrar ederse, çocuk, üstün zekalı olduğuna emin olacak, her dediğinin doğru olduğunu diretecek ve sürekli kendini başkalarından üstün görmeye başlayacaktır. Aslında çocuk ne aptaldır ne üstün zekalıdır. Burada karar neye göre, kime göre verilir? Kararın tek dayanağı etiketi yapıştıran kişilerin egosudur.


Ancak unutulmaması gereken şudur ki; egolarla yoğrulan hamurlar düzgün bir şekil alamaz.


Egonun İnsana Zararları Nelerdir?

1. Ego yüzünden karşımıza çıkan fırsatları kaçırabiliriz. “Tipine bakmadan benim gibi güzel bir kıza evlenme teklif ediyor.” “Benim gibi başarılı bir insan, öyle bir işe layık mı?” gibi egomuzla aldığımız bazı kararlar, belki de hayatımızın fırsatını kaçırmamıza neden olabilir.

2. Ego yüzünden yerimizde sayabiliriz. Her şeyi bildiğini, mükemmel olduğunu düşünen insanlar, herhangi bir eğitime ihtiyacı olmadığını düşünür ve yeni bilgiye kendini kapatır, geriler. Oysa ki eğitim, yaşam boyu süren bir kavramdır. Hangi yaşta olursak olalım, hangi unvanda olursak olalım eğitime ihtiyaç duyarız.


“Ne kadar çok bilgi o kadar düşük ego, ne kadar az bilgi o kadar yüksek ego.”

Albert Einstein

3. Ego saygının düşmanıdır. Egosu yüksek kişiler, diğer insanları düşük görür ve saygı göstermez.

4. Ego insanın kendini anlamasına, kendini tanımasına, kendi ihtiyaçlarını doğru analiz etmesine engel olur.

5. Ego hedef koymayı ve hedefe giden yolda ilerlemeyi engeller. Çünkü egosu yüksek kişi başarısız olmak istemez ve konfor alanından çıkmayı tercih etmez. Hedef belirlemek, o hedefin peşinde gitmek risk almaktır. Egosu yüksek kişi gerekmedikçe risk almaz.


“Ego, yaptığın şeyin en büyük engeli olabilir. Eğer kendi muhteşemliğine inanırsan, bu senin ve yaratıcılığının sonu olur.”

Marina Abromovic

6. Ego mutsuzluk ve yalnızlık getirir. Kendini ego çıkmazına sürükleyen insanlar çevresindekileri uzaklaştırır ve zamanla yalnızlığa hapsolur.


Peki Egolardan Nasıl Kurtuluruz?

1. Öncelikle kişisel gelişimimize özen göstermeliyiz. Okumalıyız, izlemeliyiz, gezmeliyiz, araştırmalıyız, başka insanların bilgilerine kucak açıp, dinlemeliyiz.

2. Kendimizi anlamak, tanımak, eksik yönlerimizin farkına varmak için geri bildirime açık olmalıyız. Bu nedenle, çevremizden sevdiklerimizden bizimle ilgili geri bildirim vermelerini istemeliyiz. Unutmamak gerekir ki; geri bildirim insanın yolunu aydınlatan bir fenerdir.

3. Hata yapmaktan korkmamalıyız. Her insan hata yapabilir. Hangi yaşta, hangi kıdemde, hangi unvanda olursak olalım hata yapabiliriz. Önemli olanın hata yapmak değil, aynı hatanın bir daha tekrarlanmaması için gereken önlemi almaktır.

4. Çevrenin yapıştırdığı etiketleri karakterimiz haline getirmemeli, o etiketlerin bizi yansıtmadığını, tamamen başkalarının düşünceleri olduğunu unutmamalıyız.

5. Hayatı tek başımıza yaşamadığımıza göre, “ben” kelimesi yerine “biz”, gerektiğinde de “sen” diyebilmeliyiz. Unutmamak gerekir ki hayat paylaştıkça güzeldir.

6. Sadece kendi isteklerimizin, ihtiyaçlarımızın peşinde koşmayıp, başkalarının da istekleri ve ihtiyaçları olabileceğini bilerek, onlara saygı göstermeliyiz.

7. Başarısız olmaktan korkmayıp, mevcut konfor alanımızdan çıkmalı ve kendimize yeni hedefler belirlemeliyiz. Hedefe giden yolda gerekirse başka insanların desteklerini almalıyız.

8. Hayatımızla ilgili alacağımız kararlarda egomuzla değil, konu her neyse eksilerini, artılarını, getirilerini, götürülerini belirleyerek mantığımızla karar vermeliyiz.


Son söz olarak;

“Egoist insan, tek başına kalmış meyvesiz bir ağaç gibi kurur gider.”

Turgeneyev

bottom of page